Cinnah Caddesi, No: 9 /3, Çankaya, Ankara +90 (312) 468 68 50 - 51

Tansiyon Nedir?

Tansiyon Nedir?

Tansiyon, özetle kalpten pompalanan kanın miktarıyla, damar duvarının direncinden oluşan basınçtır. Aşağıdaki satırlardan daha detaylı bilgi alabilirsiniz.

Tansiyon Nedir? Öncelikle bu soruya cevap verebilmek için, kanın vücut içerisinde ne görev yaptığını anlatmak gerekmektedir. Kanın görevi, akciğerlerle alınan oksijeni, gıdalarla aldığımız sindirilmiş besini ve vücudumuz için yararlı olan birçok maddeyi sağlam bir şekilde hücrelere taşımak, hücrelerde oluşan karbondioksit ile zararlı atık maddeleri uzaklaştırmaktır. Böyle önemli bir işlevi olan kanın vücutta rahatlıkla dolaşabilmesi için belli bir basınç gerekmektedir. Eğer bu basınç olmazsa kan hareket edemez, dolayısıyla yaşam da olmaz. Yani sıfır kan basıncı, bir süre sonra hastanın vefat etmesi demektir.

Kan basıncı, yani tansiyon nasıl oluşur? Bu konuyu daha iyi anlamak için ortaokul ve lise çağlarında biyoloji derslerinde okunan bazı bilgileri hatırlamakta yarar vardır. Bildiğiniz gibi kan, vücutta damar dediğimiz değişik çap ve boyutlardaki borular sistemi içerisinde hareket eder. Bu borular sistemi, atardamarlar, toplardamarlar ve kılcal damarlardır. Atardamarlar taze besin, oksijen ve diğer yararlı maddeleri içeren kanı dokulara taşırlar. Şimdi aklınıza şu soru gelecek: Doku ne demektir? Dokular, benzer hücre topluluklarından oluşmuş yapılardır ve vücudumuz için hayati öneme sahiptirler. Örnek vermek gerekirse; beyin dokusu, kas, yani adale dokusu, bağırsak dokusu ve bunun gibi.

İşte kan atardamarlar aracılığıyla dokulara taşındıktan sonra, hücrelere “arteriol” dediğimiz kılcal damar sistemiyle ulaşır. Bilindiği gibi hücreler insan vücudunun en önemli yapı taşlarıdır. Hücreler tıpkı bir fabrika gibi çalışırlar. Oksijen ve besin maddelerini işleyerek, yaşamın idamesini sağlarlar. Bu yoğun çalışma sırasında tıpkı fabrikalarda oluşan atıklar gibi, vücuda zararlı olabilecek maddelerle karbondioksit meydana gelir. Karbondioksit ve atık maddeler hücrelerden uzaklaştırılmazsa birikerek hücre ve dokuların ölmesine veya hasar görmesine neden olurlar. Zararlı olabilecek bu tür maddelerin hücrelerden uzaklaştırılmaları gerekmektedir. İşte hücrelerde oluşan karbondioksit ve atık maddeler, “venül” dediğimiz kılcal damarlar aracılığıyla toplardamarlara iletilirler. Toplardamarlar bu maddeleri atılmaları için ilgili organlara götürürler. Demek ki vücudu bir ağ gibi saran damar sistemi olmazsa, hayatın idamesi de mümkün olamaz.

Vücutta atar ve toplardamarlar genellikle yan yana yerleşmişlerdir. Ancak içlerinde akan kanın yönleri birbirlerine terstir.

Özet olarak damar sistemini kabaca tanımlarsak, kan damarlarını ülkeyi saran karayolları ağına benzetebiliriz. Ülkemizi bir ağ gibi saran karayolları şehirlerden çıkışta geniş, ilçe ve köylere giderken ise daralarak devam eder. Tıpkı kan damarlarının vücudu sarması gibi.

Şimdi tamam, damar sistemini öğrendik, peki damar sistemi içerisinde kanın dolaşmasını sağlayacak bir pompa sistemine gerek yok mudur? Evet, vardır, nasıl ki evlerimize gelen su bir pompa sistemiyle dağıtılıyorsa, kanında vücutta belli bir basınç altında hücre ve dokulara ulaşmasını sağlamak için, böyle bir sisteme gerek vardır. İşte vücutta pompa işlevini gören organ, kalptir. Sol göğüs boşluğu içinde yerleşen kalp, tıpkı şehir şebeke suyunu ileten bir pompa sistemi gibi çalışarak vücuda kanın dağıtılmasını sağlar. Bazen hızlanır, bazen yavaşlar, arada kuvvetli çalışır. Kalbin tüm bu çalışma mekanizmasını beyin idare eder. Uğruna şiirler ve öyküler yazılan kalp, aslında beynin kontrolünde çalışan bir emme-basma tulumbasından başak bir şey değildir. Sevdiğiniz ile bir arada olduğunuz zaman kalbinizin hızlı atmasını sağlayan organ, beyindir. Yani uğruna kitaplar yazılan, şiirler bestelenen aşkın hissedildiği yer kalp değil, beyindir.

Şimdi gelelim pompa gibi çalışan kalpten kanın nasıl dağıldığına. İşte bu noktada büyük ve küçük dolaşım devreye girer.

Büyük dolaşım, kalpten çıkan en büyük ve geniş damar olan aort ile başlayarak, tüm vücuda yayılır. Küçük dolaşım ise, kalpten çıkan akciğer atardamarıyla başlar, akciğere karbondioksiti götürür, oksijenle yüklenen kan, tekrar kalbe dönerek buradan tüm vücuda dağılır. Küçük dolaşımla büyük dolaşım arasındaki önemli fark, küçük dolaşımda atardamarlar karbondioksitle yüklenmiş kanı taşırlar. Büyük dolaşımda ise, atardamarlar oksijenle yüklenmiş kanı taşırlar.

Kalp pompa işlevini yaparken kanı belli bir basınç ile kalpten çıkan büyük damar olan aortaya atar. Özetle anlatırsak; tansiyon kalpten atılan kanın miktarıyla, damar duvarının direncinden oluşur. Tansiyonun en yüksek olduğu zaman, kanın kalpten çıktığı andır. Atardamarlar inceldikçe kan basıncı düşer. Toplardamarlardaki basınç ise atardamarlardan daha düşüktür. Bu durum, kanın vücutta sağlıklı bir şekilde dolaşması için gereklidir. Biz doktorlar tansiyondan bahsederken, toplardamarlardaki basınçtan değil, atardamarlardaki basınçtan bahsederiz. İşte “yüksek tansiyon” veya “hipertansiyon” atardamar içerisindeki tansiyonun yükselmesine verilen addır.

 

Hipertansiyon Daha Fazla Sık Sorulan Sorular

Telefon: +90 (312) 468 68 50 - 51

Cinnah Caddesi, No: 9 /3,
Çankaya, Ankara