Hipertansiyon Nedir?
  • 112
  • 0

Öncelikle bu soruya cevap verebilmek için kan basıncının ne olduğunu bilmek gerekmektedir. Şimdi kısaca Hipertansiyon Nedir? bunu anlatalım.

Bilindiği gibi damarların içinde kan dolaşmaktadır. Kanın görevi, oksijen, besin ve vücuda faydalı maddeleri hücrelere taşımak, hücrelerde oluşan karbondioksit ile atık maddeleri alarak taşıyıp uzaklaştırmaktır. Kanın vücutta sorunsuz bir şekilde dolaşabilmesi için, belli bir basınç gereklidir. Eğer bu basınç olmazsa kan hareket edemez, dolayısıyla yaşam da olmaz. Yani sıfır kan basıncı, bir süre sonra insanın vefat etmesi demektir. İşte kan basıncı derken bu durum kastedilir.

Hipertansiyon Nedir?
Hipertansiyon Nedir?

Kan basıncı nasıl oluşur?

Bu konuyu daha iyi anlamak için, ortaokul ve lise çağlarında biyoloji derslerinde okuduğumuz bazı bilgileri hatırlamakta yarar vardır. Kan, vücutta damar dediğimiz değişik çap ve boyutlardaki borular sistemi içerisinde hareket eder. Bu borular sistemi, atardamarlar, toplardamarlar ve kılcal damarlardır. Atardamarlar, taze besin, oksijen ve diğer yararlı maddeleri içeren kanı dokulara taşırlar. Şimdi aklınıza şu soru gelecek, doku ne demektir? Dokular, benzer hücre topluluklarından oluşmuş yapılardır ve vücudumuz için hayati öneme sahiptirler. Örnek vermek gerekirse, beyin dokusu, kas dokusu, yağ dokusu gibi.

İşte kan, atardamarlar aracılığıyla dokulara taşındıktan sonra, hücrelere “arteriol” dediğimiz kılcal damar sistemi ile ulaşır. Bilindiği gibi hücreler, insan vücudunun en önemli yapı taşlarıdır, tıpkı bir fabrika gibi çalışırlar. Oksijen ve besin maddelerini işleyerek, yaşamın idamesini sağlarlar. Bu yoğun çalışma sırasında, tıpkı fabrikalarda oluşan atıklar gibi, vücuda zararlı olabilecek maddelerle karbondioksit meydana gelir. Karbondioksit ve atık maddeler hücrelerden uzaklaştırılmazsa hücre ve dokuların ölmesine veya hasar görmesine neden olurlar. İşte hücrelerde oluşan karbondioksit ve atık maddeler, “venül” dediğimiz  kılcal damarlar aracılığıyla toplanarak toplardamarlara iletilirler. Toplardamarlar, zararlı maddelerin atılabilmesi için, ilgili organlara götürürler. Demek ki vücudu bir ağ gibi saran damar sistemi olmazsa, hayatın idamesi de mümkün olamaz.

Vücutta atardamar ve toplardamarlar büyük ölçüde yan yana yerleşmişlerdir. Ancak içlerinden akan kanın yönü birbirlerine terstir.

Özet olarak damar sistemini kabaca tanımlarsak, kan damarları sistemini karayolları ağına benzetebiliriz. Ülkemizi bir ağ gibi saran karayolları şehirlerden çıkışta geniştir, ilçe ve köylere giderken daralarak devam eder. Tıpkı kan damarlarının vücudu sarması gibi.

Damar sistemini kısaca anlattıktan sonra, kan nasıl hareket eder, bir örnekle ondan bahsedelim. Evlerimize gelen su bir pompa sistemi arcılığıyla tüm şehre dağıtılır. Damarlar içindeki kanın da belli bir basınç altında hücre ve dokulara ulaşmasını sağlamak için, bir pompa sistemine ihtiyaç vardır. İşte vücutta pompa işlevini gören organ, kalptir. Sol göğüs boşluğu içinde yerleşen kalp, tıpkı şehir şebeke suyunu ileten bir pompa sistemi gibi çalışarak vücuda kanın dağılmasını sağlar. Bazen hızlanır, bazen yavaşlar. Kalbin bu çalışma sistemi beyin tarafından idare edilmektedir. Uğruna şiirler ve öyküler yazılan, aşkı temsil eden kalp, aslında beynin kontrolünde çalışan bir emme-basma tulumbasından başka bir şey değildir. Yani vücudun emekçisidir kalp, durma lüksü yoktur, sürekli çalışması gerekmektedir.

Şimdi gelelim pompa gibi çalışan kalpten kanın nasıl dağıldığına. İşte bu noktada büyük ve küçük dolaşım devreye girer.

Büyük dolaşım kalpten çıkan en büyük damar olan aort ile başlayarak tüm vücuda yayılan damar sistemine denir. Küçük dolaşım ise, kalpten çıkan akciğer atardamarı ile başlar. Akciğere karbondioksiti götürür, oksijenle yüklenen kanı tekrar kalbe getirir, vücuda dağılması için büyük dolaşım sistemine verir. Küçük dolaşım ile büyük dolaşım arasındaki önemli fark, küçük dolaşımda atardamarlar karbondioksit ile yüklenmiş kanı taşırlar. Büyük dolaşımda ise, atardamarlar oksijen ile yüklenmiş kanı taşırlar.

Kalp pompa işlevini yaparken, kanı belli bir basınç altında aortaya atar. Kan basıncının en yüksek olduğu zaman, kalpten çıktığı andır. Atardamarlar inceldikçe, kan basıncı düşer. Toplardamarlardaki basınç ise, atardamarlardan daha düşüktür. Bu durum, kanın vücutta sağlıklı bir şekilde dolaşması için gereklidir. Kan basıncı söylenirken toplardamarlardaki basınçtan değil, atardamarlardaki basınçtan bahsedilir. İşte “yüksek tansiyon” veya “hipertansiyon” atardamar içerisindeki kan basıncının aşırı yükselmesine verilen addır.

Kan basıncını oluşturan mekanizmalar, çok karışıktır. Üzerinde çok fazla araştırma yapılmakta, her gün yeni bilgiler eklenmektedir. Kan basıncını etkileyen faktörleri aşağıda kısaca anlatalım:

  1. Kalbin hızı: Kalp, dışarıdan gelen etkiler veya vücudun ihtiyaçlarına göre hızlı ve yavaş çalışabilir. Hız, kan basıncını etkileyen önemli bir faktördür.
  2. Kanın hacmi: Damar içerisinde o anda bulunan kan miktarına denir. Bu durumu ayarlayan iki önemli mekanizma vardır; kalbin attığı kan miktarı ve böbreklerin süzme kapasitesi. Bu mekanizmalardaki değişim, kanın hacmini ve dolayısıyla kan basıncını etkiler,
  3. Kanın yoğunluğu: Yoğunluğa genel olarak viskosite adı verilir. Kan içerisindeki hücreler ile diğer maddelerin miktarı, viskositeyi oluşturur.
  4. Kan damarlarının direnci: Direnci etkileyen birçok faktör vardır. Bunları kısaca sayarsak: Damarların çapı, damar duvarının elastikiyeti ve kayganlığı. Beyin, hormonlar ve yaşlanma bu faktörleri etkiler ve değişime uğratırlar.

Yukarıda anılan dört faktörden birisinde veya birkaçında ki olan değişiklikler, kan basıncında yükselme veya düşmeye neden olurlar.

Hipertansiyon nasıl sınıflandırılmaktadır?

Kan basıncı, ölçülen değerlere göre iki şekilde incelenmektedir,

  1. Büyük tansiyon: Doktorlar bu tansiyona sistolik tansiyon adını verirler. Büyük tansiyonu oluşturan en önemli mekanizma, kalbin atım gücüdür. Bugün hipertansiyon topluluğunda en çok önem verilen tansiyon, büyük tansiyondur. Vücutta oluşan ciddi hasarların çoğundan büyük tansiyonun yükselmesi sorumlu tutulmaktadır,
  2. Küçük tansiyon: Doktorlar bu tansiyonu diyastolik tansiyon olarak adlandırırlar. Oluşma mekanizması karışık olmasına karşın, genel olarak damar duvarındaki direncin artması ile ilgili olduğu düşünülmektedir. Eskiden küçük tansiyona çok önem verilirdi, ancak son zamanlarda önemini kısmen yitirmiştir. Buna karşın tedavi ile normal sınırlara getirilmesinin önemi büyüktür, ihmal edilmeye gelmez.

Kan basıncı ölçümü yapılırken, milimetre cıva deyimi (mmHg) kullanılır. Tansiyon, doktorlar ve sağlık personeli arasında üç basamaklı rakamlar ile ifade edilir. Örneğin 120/80 mmHg gibi. Ancak ülkemizde, halk arasında iki basamaklı rakamlarla ifade edilme eğilimi vardır. Örneğin 12’ye 8 gibi. Yani buradaki 120 veya 12, büyük tansiyonu, 80 veya 8, küçük tansiyonu ifade etmektedir.

Kan basıncı yüksekliğini tarif ederken normal değerlerin ne olduğunu bilmenin önemi büyüktür. Ölçülen değerlere göre sınıflandırma aşağıdaki gibidir.

En iyi tansiyon:  < 120/80 mmHg

Normal: <120-129/80-84 mmHg

Hipertansiyon öncesi: 120-139/81-89 mmHg

Hipertansiyon ≥ 140/90 mmHg

Evre 1 Hipertansiyon: 140-159/90-99 mmHg

Evre 2 Hipertansiyon: >160-179/100-109 mmHg

Evre 3 Hipertansiyon: ≥ 180/110

Yukarıdaki yazılmayan, ancak önemli olan bir kan basıncı tipi daha vardır. Bazı kişilerde büyük tansiyon yüksek, yani 140 mmHg’nın üstünde, küçük tansiyon ise düşük, yani 90 mmHg’nın altındadır. Bu tansiyon “izole sistolik hipertansiyon” olarak adlandırılır. Tüm yüksek tansiyonluların yaklaşık % 30’u bu gruba girmektedir. Yaşlı kişilerde daha çok görülür.

 

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *